David Belle

davidb1Parkour sporunun kurucusu, Le-Parkour denildiğinde ilk akla gelen isim. Çoğu Traceur ve Traceuse’un idol aldığı kişi. Traceur, beden eğitimcisi, aktör…
29 Nisan 1973’te Fransa’da doğdu. Dedesi Gilbert Kitten, babası Raymond Belle ve kardeşi Jeff Belle Fransa askeri itfaiyesinde çalışan yetenekli kişilerdi. Onu bugün dünya üzerindeki  en tanınmış Traceur yapan, bu sporu oluştururken sahip olduğu düşünceleri temellendirmesine yardımcı olan kişiler onlardı.

(Yazıya devam etmeden önce; Her yazının başlığının altındaki butonları kullanarak Facebook, MySpeace ve Twitter da bu makaleyi arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Hala Türkiyede bu 2 disiplin adına bir çalışma veya araştırma yapılmadığı tadında yalan yanlış duyumlar alıyoruz.  Makalelere vakit ayırıp okuyorsak! Lütfen paylaşalım!)

Belle 14 yaşına kadar doğduğu yer olan Fécamp’ta yaşadı. Daha sonra aksiyon ve hız aramak için ilk kez taşındı. Atletizmde, tırmanmada, jimnastikte ve dövüş sanatlarında ilerledi. Dedesinden kahramanlık ve başkalarına yardım etme konusunda ilham almıştı.
1988’de 15 yaşındayken okulu bıraktı ve Paris’te milli hizmete başladı. Bu süre içerisinde Fransa Ulusal İlk Yardım Sertifikası ve Jimnastik Liderliği Sertifikası(UFOLEP) aldı. Kendisiyle

aynı fiziksel tutkuyu paylaşan bir arkadaş grubu edindi ki bunlar daha sonra Yamakasi(Yann Hnautra, Frédéric Hnautra, David Malgogne, Sébastien Foucan ve Kazuma) adıyla bilinen meşhur Le Parkour grubunu kurdular.  Bir süre sonra şahsi sebeplerle görevini bıraktı ve kendi yoluna devam etti.
Daha sonra Deniz Kuvvetlerine katıldı. Burada Jimnastik Onur Sertifikası aldı ve daha önce babasının da bir kere kırdığı ip tırmanma şampiyonluğu rekorunu kırdı. Engel kursunu tamamladı. Kendi söylediğine göre macera ve özgürlük tutkusunu askeriyede tatmin edemediği için askeriyeden ayrıldı.

Ordudan ayrıldıktan sonra Hindistan’a taşındı ve Gong Fu’da siyah kuşak aldı. Döndükten sonra kendi disiplini ve kapasitesiyle filmlerde yer almaya başladı. 1997’de Belle ve Parkour hakkında “Les Traceurs” adında bir dizi video çekildi ve televizyonlarda gösterime girdi. Bundan sonra da Traceur kelimesi bütün dünyada Parkour sporcusunu tanımlamak için kullanılmaya başlandı.
David Belle aktörlüğe ilk kez Fransa sinemasında ve Fransız televizyon reklamlarında başladı. Oynadığı uzun metrajlı filmlerin isimleri şöyledir: “Un monde meilleur, Banlieue 13, Yadon ilaheyya, Femme Fatale ve Le  Engrenage”

David Belle şu anda 35 yaşında ve sporcu ve aktör olarak hayatına devam ediyor. İlerleyen yaşıyla sporda şahsi etkinliği azalacak olsa da eğittiği Traceur’larla ve özellikle modern insana modern hayatın unutturduğu hareket etme kabiliyetini tekrar hatırlattığı için etkisi asla bitmeyecek

Kendisiyle yapılan çok bilgilendirici ve faydalı bir röportajı da Türkçeye çevirdim. Aşağıda bulabilirsiniz.


Soru:
Parkour’u icat ederken babanızın ve dedenizin etkisi ne oldu?

David Belle(DB): Onların ne yaptıklarıyla ilgilenmeye başladım. Ta ki kendime bunun arkasında ne olduğunu sorana kadar. Öğrendiklerimi sessiz, esnek ve hızlı bir oyuna çevirdim. Soru: Bu bizi ikinci bir soruya götürüyor. Bu bir spor mu, yaşam tarzı mı, bir hobi mi yoksa bir felsefe mi?

DB: Bu bir yaşam sanatı. Şehirli olduğu kadar çağdaş…

Soru: Biraz daha açabilir misiniz?

DB: Her şeyden önce dikkatli olmayı ve asla fiziksel gelişmeyi, çalışmayı küçümsemeyi öğrenmek gerekiyor. Daha sonra bu sporcu ve çalıştığı yer, şehir arasında bir uyum ve ahenk sağlıyor.

Soru:
Peki kim yapabilir bu sporu?

DB:
Herkes!

Soru:
Ben sizin gibi 3 metrelik bir duvarın üzerinden atlayabileceğimi sanmıyorum.

DB: Bu çalışmakla olan bir şey. Peki size bir aslan saldırsaydı hala yerinizde durabilir miydiniz?

Soru: Bir yerlerde okumuştum. Parkour senin gücünü arttırmana, kendine güvenini yükseltmene ve korkularını yenmene yardımcı oluyormuş.

DB: Ana hedef kendini ve kendi sınırlarını nasıl aşabileceğini keşfetmek.

Soru: Madonna Jump adlı klibinde sanatın kareografilerini kullanmıştı. Ne düşünüyorsun?

DB: Kendi müziğinin satılması için Parkour’u kullandığını düşünüyorum.

Soru: Parkour’un ilk kez Yamakasi filminde işlendiğini duyduğunuzda grupla beraber bir şeyler yapmayı düşündünüz mü?

DB: Evet onlar benim kuzenlerim. Onları bu sanatla ben tanıştırdım.

Soru: Peki bu sporu tanıtmak için siz ne yaptınız? Bu sporu profesyonel olarak yapmaya başladığınızdan beri, 18’inizden beri yanlış bilmiyorsam?

DB: Örnek olarak Luc Besson’ın yönettiği “Banlieu 13” adlı filmde oynadım. Şimdi Çek Cumhuriyetinde Prague adlı bir filmde oynuyorum. Belki yakında Hollywood’da da bir film çekilebilir.
Bunların yanında Nissan ve Nike için birkaç reklamda oynadım.

Soru: Markalardan konuşmaya başlamışken, Parkour için özel bir ayakkabı var mı?

DB: Henüz yok ama yakın zamanda kendi markamıza sahip olmayı istiyoruz.

Soru: Bayan Parkour sporcuları nerede?

DB: Boksu ve futbolu seven kadınlar gibi onlar da. Bu sporu yapan bayanlar var etrafta ama pek görülmüyorlar.

Soru: Parkour’un Portekiz’de uzun bir yol gidebileceğini söylediğiniz yere dönüyorum. Bu konu hakkında her şeyi söylemediğinize dair bir his var içimde.

DB: Çünkü gerçek şu ki Traceur şehirle uyum içindedir. Özel mülk sistemini yok etmeyecekler. Onların çoğunun hala okulda olduğunu da düşünüyorum. Ben okulu 15 yaşında bıraktım.

Soru:
Vaktiniz olsaydı, okula dönmeyi ister miydiniz?

DB: Kendim çok şey öğrendim. Özellikle ziyaret ettiğim ülkelerin coğrafyası ve tarihi hakkında okuyorum.

Necip Arslan: Blah blah blah… Bizi ilgilendiren kısım bu kadar. Umarım bir gün bu duayeni Türkiye’de konuk eder ve bizimle alakalı yorumlarını alırız.

İyi  eğlenceler, iyi çalışmalar.

Ahmet Necip Arslan

Bu yazı toplamda 5256, bugün ise 4 kez görüntülenmiş

No comments